Ali Kaya’nın Hozat Cemevi açılış konuşması

Tarihçi Yazar Ali Kaya, geçtiğimiz hafta Hozat Cemevi’nin açılışına katılarak bir konuşma yaptı.

ALEVİLİK NEDİR

Yolumuz, Hak, Muhammed, Ali ve Ehl-I Beytin yüksek ahlak yoludur.

Kimsesize, çaresize, darda, yolda kalana ve yetime yardım yoludur. Allah’a giden yoldur. Alevilik, Dini İslam, Kitabı Kuran, Allah’a kul, Hz. Muhammed’e bağlı, Hz. Ali’ye talip, Hz. Hüseyin’in yolunu sürenlerdir.

Alevilik, İslam dinin özüdür; manasıdır. Alevilik İslam içinde insanidir, aklidir, ahlakidir. Hz. Ali inancının, Kuran ayetlerinin yorumudur.

Alevi İslam anlayışı, Hoca Ahmet Yesevi, Ebul Vefa, Hacı Bektaşi-ı Veli, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal ve Anadolu Erenleri, Kuran’ı en iyi yorumlayan filozof velilerin görüşlerinden ilham alarak hayat alanı bulmuştur.

CEMEVİ

Cemevleri ibadet, edep, erkan yeridir. Cemevleri sorgu sual, karar, dar meydanıdır, Semah, kırklar meydanıdır. İkrar verme yeridir. Kamil insanların irfan meclisidir. Makam ve mevkinin olmadığı eşitlik meydanıdır..

Cemlerde bildiğiniz gibi dört kapı, kırk makam, insani kamil olma ve olgunlaşmanın yolları gösterilerek, kulun kuldan razılığı ve kulun da Allaha kırk makamla dönerek ulaşır ve dost olur.

Cem evimizde kutsal mekanlardan biri olacaktır. Cem evimizin sevgi, saygı, edep, erkan ve kamiller meclis yeri olacağı inancım tamdır.

Hz. Muhammed’in döneminde Asabi Kıram erkan evinde, Mescıdi Nebide-(Mescidi EbuSoffa da ) kırklar cemi yapılırdı.

Hz. Ali ile devam eden  cem erkanı Ehl-I Beyt imamları vasıtasıyla silsile yolu ile cem erkanı sürdürülürdü..

8.İmam Rıza tarafından cem erkanı Horasan-Meşed’e götürüldü. Pirler yetişti. Lokman Parende  ve Hünkar hacı Bektaş Veli  vasıtasıyla  edep-erken Anadolu’ya getirilerek sürdürüldü.

Asabi Kiramdan sonra,767 yılında Ebu Haşım El Kufi tarfından Şam- Ramle de cem evi yapıldı. Piri Ahmet Yesevi Yes’te, kırklar cemevi kuruldu.

Anadolu’da ilk cemevleri ise;13.yüzyılda Hacı Bektaşı Veli Pir Dergahında,1207 yılında Seyit Gazi Eskişehir’de kırklar meydanı, 1270 Malatya-Onar Köyünde kurulan cem evleri   yapıldı. Evlerimizde cemler yürütüldü.

Kuran’a göre, Allah, yapılan ibadetin şekline değil, özüne bakmaktadır. (Bkz: Hac Suresi, 67. Ayet).

Muhidin Arabi de söyle der; alınan nefes sayısı kadar Allaha giden yol vardır. Ne yana dönerseniz Allaha giden yoldur.

Alevi-Bektaşiler bu bağlamda Kuran’ın tasavvufi yorumunu esas alarak, kendilerine özgü bir ibadet şekli benimsemişlerdir.

Cemevlerin de pir önünde toplu halde yapılan ibadetimiz semahlı, ikrarlı, gülbanklı ibadet, namazın kıyam, rükû, secde, dua (kıraat), selam ve tevhit bölümlerini içinde taşır.

Nitekim Hz. Muhammed miraçta Tanrı’dan, semahı, ifa edilmesi gereken bir ibadet olarak almıştır.

Bu sebepledir ki, Hz. Muhammed Kırklar Cemine girip Hakk’ın emrini ifa etmek üzere semah dönmüştür.

Hz. Muhammed’in semah döndüğü ve semahın bir ibadet olduğu düşüncesi yüzlerce deyiş ve nefeste zikredilmektedir.

Hz. Muhammed’in semah döndüğü ve semahın ibadet olduğu düşüncesi Ahmet Yesevi’nin Divan – ı Hikmet’indeki “ hikmet “ adı verilen şiirlerinde de yer almaktadır.

Ebu’l-Vefa’nın “ Menakıbname” sinde, İmam Gazali’nin “İhya’u Ulum’ud – Din“ adlı eserinde, Börklüce Mustafa’nın “Tasvir’ül – kulüb “ isimli kitabında ve Mevlana Celalettin – i Rumi’nin eserlerinde semahın / sema etmenin ibadet olduğu net bir biçimde yer almaktadır.

Hz. Muhammed’in semah döndüğü ve semah dönmeyi teşvik ettiği / önerdiği / emrettiği ortaya konulmaktadır. Semahın Kur’ansal temelinin de bulunduğu yönünde teviller de söz konusudur.

Değerli canlar

Saffat Suresi 1-2-3. ayetlerde semaha işaret buyrulduğu Aleviler tarafından sıkça ifade edilmektedir.

Ayn-ül Cem de Semah ilgili ayetler şu şekildedir:“And olsun o saf bağlayıp dizilenlere / o saflar tutturup sıraya dizilenlere / o kanatlarını açıp toplayarak uçanlara, O haykırarak sevk edenlere / o göğüs gererek durduranlara,

O zikir okuyanlara…

Ayrıca, Hac süresinin 26 ve 29 ayetlerinde semah şöyle belirtilmektedir.

Anımsa o zamanki, hani biz İbrahim’e Tanrı evinin yerini hazırlamış ve  “Bana hiçbir şeyi eş tutma; tavaf ederek semah dönenler, ayakta durarak, öne eğilerek ve yere kapanarak ibadet edenler içinde evimizi temiz tut.” demiştik. (Haç süresi 26 ayet) . Sonrada temizlensinler, adaklarını yerine getirsinler ve o eski evi’nin çevresinde tavaf ederek semah dönsünler.(Hac süresi 29 ayet) “

Tavafın kökenini Hz. İbrahim dönemine kadar dayanmaktadır. Semahın İslami kaynaklarından biri de Kâbe’nin etrafında yapılan tavaf ibadetidir..

Kırklar ile semahı Alevi inancına göre; Hz. Muhammed ve Kırkların semah dönmesi onların kendi takdir ve tasavvurları olmaktan ziyade Hakk’ın emridir.

ALEVİ KATLİAMLARI

Ehl-i Beyt inancı nedeniyle, Ehl-i Beyt ve taraftarları büyük zulümlere uğradı. Kerbelâ bunun en şiddetlendiği döneme işaret eder (680) . Hz. Muhammed’in torunlarını ve soyunu sürdüren imamlar egemen Emevi ve Abbasi (750-1258) yönetimlerinin hileleriyle şehit edildiler.

16. yüzyılda Balım Sultan ve öteki Alevi-Bektaşi önderlerince örgütlendi. (1421-1451)

Yavuz Sultan Selim 40 bin kişinin boynunu vurdurdu ve geri kalanları da hapse mahkûm etti. Kanuni Sultan Süleyman döneminde; ’Şah Kulu, Atmaca, Baba Zünnun, Kalender Çelebi öldürüldü. Alevi-Türkmen kırımı sonucunda Pir Sultan Sivas’ta idam edildi.(Doğ. 1470/8-öl: 1547-50) Erzurum, Amasya, Çorum vb. yerlerde dahi çıkarılan fermanlar yüzlerle Alevi-Bektaşi katliamı yaşanmıştı. Alevilerin bir kısmını da Kıbrıs’a sürgün edildi (Mayıs 1577).

Kuyucu Murat Paşa, Celalilerin ayaklanmalarını bastırmak bahanesiyle 90-120.000 Alevi-Bektaşi diri, diri kuyulara atarak katletmiştir.(1616)

V. Murat döneminde ise (1623-1640)Alevi- Bektaşi katliamları devam etmiştir.

II. Mahmut (1808-1839)15.Haziran 1826 yılında Yeniçeri Ocağı kaldırıldı. Yeniçeri Ocağı kaldırıldıktan sonra, padişah II.  Mahmud’un emri ile Abu Suudi Camiinde tarikat şeyhleri, Bektaşi Tekke ve Dergâhlarını kapatma kararı alındı.

Dergah ve zaviyeler yıktırıldı. Tekkelerin mal varlıklarına el konuldu, Bektaşi babaları Konya, Kayseri, Tire vb. gibi Sünnilerin yoğun olduğu yerlere sürgün edildiler ve bir kısmı da öldürüldü.

1827 yılında çıkarılan bir fermanla Anadolu’daki tüm Bektaşi Tekkelerine ait, (türbeleri hariç) tüm binalarının yıktırılma, eşya ve mal varlıklarına el koyma öngörüldü ve uygulandı.

100 dolayında Alevi-Bektaşi Tekke ve türbesi kapatıldı. Alevi-Bektaşi Babaları bir kısmı da sürgün edildi.

Cumhuriyet döneminde, Dersim’de 37 bin 680 sivilin öldürüldü.11 bin 818 kişinin ise sürgün edildi.. Hekimhan, Kırıkhan, Çorum, Malatya, Sivas, Erzincan, Maraş, Sivas Madımak, Gazi ve Ümraniye gibi çok sayıda kitlesel Alevi katliamları yaşandı.

Bu katliamlar, nedenleri ve sonuçları ile yeterince açıklığa kavuşturulmadıkça, gerçekler ortaya çıkarılmadıkça, harcanan çabalara rağmen, demokrasinin tüm kurum ve kuralları ile işlemesinin önünde birer engel olarak kalmaya devam edecektir..

 CEMEVİ İBADET YERİDİR

Anadolu da Ehl-i-Beyt inancını sürdüren ve cemevlerinde ibadet eden Alevi İslam inancını sürdüren Ehl-I Beyt taraftarlarına karşı, 16. yüzyıl fetvalarına sığınan hükümetler ve Diyanet İşleri Başkanlığı, Aleviliğin kendine özgü bir inanç olduğu ve ibadet yerinin de Cemevi olduğu gerçeği kabullenemiyor!

Cemevine “ucube” ve “cümbüş evi” diyen zihniyet, Alevi köylerine, Alevilerin istekleri dışında zorla cami yaptıklarını kendileri bizzat ifade ediyor. Eski DİB başmüfettişi olan Abdülkadir Sezgin “İbadet yerimiz, Alevi, Sünni, hepimizin tekdir: Cami. Alevi köylerinin bugün yüzde 70’inde cami var” derken, AKP’li eski Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç ise “Aleviler de camiye gelsin, hizmetlerini alsınlar. Cemevi diye bir kurum ibadethane olarak kabul edilemez, oralar kültür yuvalarıdır. Benim zamanımda 100’e yakın Alevi köyüne cami yaptırdık” diyerek, zorla cami yapımını itiraf etmiştir!

Alevi köylerine zorla cami yapılması sadece 12 Eylül uygulaması değildir. 1834 yılında Hacı Bektaş dergahına zorla dikilen cami, aslında politik ve dinsel asimilasyon mesajı çok eskilere dayanır.

Devletin elinde, baskı, asimilasyon ve sömürü aracı haline dönüşmüş egemen Sünni İslam, Alevilik adına tek bir söz söyleme hakkı olmadığı gibi haddi de değildir!

Alevilerin ibadet yerinin neresi olacağı, Aleviliğin ne olduğuna dair karar verme hakkı, yetkisi sadece Alevilerdedir!

Devlet, AKP iktidarı, Diyanet ve İlahiyat Fakülteleri Alevilik ve Aleviler adına ahkam kesme hakkına sahip değildir!

AHİM KARARLARI VE HUKUK

AİHM’in inanç özgürlüğünü ihlal eden hukuk dışı uygulamalara karşı verdiği kararlar ortadadır! AKP hükümetinin ve devletin tek bir sorumluluğu ve görevi vardır; AİHM kararların gereğini yapmak! Alevi İslami temsil etmeyen Diyanet olamaz.

Kurumda on yılda personel sayısını 74 binden 118 bine çıkaran Diyanet İşleri Başkanlığı, 2000 personelde çeşitli kamu kuruluşlarından yatay geçiş yaparak toplamda 120 binin çalışan personelle rekor seviyeye ulaştı.

BÜTÇE VE KADRO

Ayrıca Diyanete tahsis edilen kadro sayısı ise 141 bine ulaştı. Seçim sürecinde bu sayı 141 bini geçeceği aşikârdır. Ama bu personeller içinde bir Alevi çaycı dahi çalışmamaktadır. Bu kul hakkı yemek değil de, nedir?

Diyanet İşleri Başkanlık bütçesi 2013 te 4 Milyar 604 milyon TL,2014 yılı bütçesi ise 5 milyar,4oo milyon TL bütçe ile 12 bakanlığın bütçelerinden daha fazla bütçe ayrılmasıyla rekor seviyeye ulaşmıştır.

Kurumlar içinde en fazla bütçe ayrılan Diyanet İşleri Başkanlığı Sünni teolojiye hizmet götürmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığında bir Alevi dahi vatandaş çalıştırılmamaktadır. Bu kul hakkı yemek değil midir?

Bir yılda İmam Hatip orta okul sayısı 1361’ ten 1597’ye, imam hatip lisesi sayısı ise 854’ ten 1017’ye çıktı. Böylece imam hatip lisesi öğrenci sayısı 546 bin, imam hatip orta okul sayısı 385 bin oldu. Bu sayı bir yılda 658 binden yaklaşık 932 bine yükseldi. MEB’In beş yıllık hedefe bir yılda bir milyona ulaştı. Bu okullar sadece Sünni mezhebine hizmet etmektedir. Bu eğitim sisteminde Alevi İslam öğretilmemektedir. . Bu kul hakkı yemek değil midir?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Zorunlu Sünni din derslerine, cem evlerine yönelik ayrımcılık uygulamalarına ve nüfus cüzdanlarındaki hukuk dışı “din hanesi” dayatmalarına karşı Cem Vakfının açtığı davalarda Türkiye’yi mahkûm eden kararlarına uymuyorlar. Hükümet hukuk dışı uygulamalarını yaygınlaştırarak ve yoğunlaştırarak devam ediyor.

  SONUÇ

Aleviler, eşit yurttaşlık haklarından kaynaklanan Anayasamızın 10.14.18 ve 24. Maddeleri,  İnsan Hakları Evrensel Beyan emesi,(Birleşmiş milletler Birleşmiş Medeni ve siyasi haklar sözleşmesi), ABD ve Avrupa Birliği Uyum Yasaları ve Uluslararası Hukuk, Avrupa Birliği’nin İnsan Hakları Sözleşmesi raporlarında yansıyan eşitlik talepleri, hak ve istemlerini gerçekleştirmek zorundadırlar.

Türkiye’nin, Alevilerin AİHM’de kazanılan davalar karşısındaki tutumu, Türkiye’de yargı sisteminin çöktüğünün kanıtıdır! Çünkü hukuku hiçe sayan yargı sistemi, kararlarını Sünni ve laiklik karşıtı odak olan Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan gelen cevaba göre veriyor!

Ama onlar ne derse desinler,  cem evi ibadet yeridir. Bu böyle bilinmelidir. Türkiye’de üç binden fazla cem evi yapıldı ve yapmaya da devam edilecektir.

Cem evlerimiz bizim için kutsaldır. Bu Kutsal mekanlarımıza dergahlarımıza ve ocaklarımıza sahip çıkmalıyız, canlı tutmalıyız. Hep beraber bu çabanın içinde olmalıyız. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız.


Tarihçi Yazar Ali Kaya, geçtiğimiz hafta Hozat Cemevi’nin açılışına katılarak bir konuşma yaptı.

ALEVİLİK NEDİR

Yolumuz, Hak, Muhammed, Ali ve Ehl-I Beytin yüksek ahlak yoludur.

Kimsesize, çaresize, darda, yolda kalana ve yetime yardım yoludur. Allah’a giden yoldur. Alevilik, Dini İslam, Kitabı Kuran, Allah’a kul, Hz. Muhammed’e bağlı, Hz. Ali’ye talip, Hz. Hüseyin’in yolunu sürenlerdir.

Alevilik, İslam dinin özüdür; manasıdır. Alevilik İslam içinde insanidir, aklidir, ahlakidir. Hz. Ali inancının, Kuran ayetlerinin yorumudur.

Alevi İslam anlayışı, Hoca Ahmet Yesevi, Ebul Vefa, Hacı Bektaşi-ı Veli, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal ve Anadolu Erenleri, Kuran’ı en iyi yorumlayan filozof velilerin görüşlerinden ilham alarak hayat alanı bulmuştur.

CEMEVİ

Cemevleri ibadet, edep, erkan yeridir. Cemevleri sorgu sual, karar, dar meydanıdır, Semah, kırklar meydanıdır. İkrar verme yeridir. Kamil insanların irfan meclisidir. Makam ve mevkinin olmadığı eşitlik meydanıdır..

Cemlerde bildiğiniz gibi dört kapı, kırk makam, insani kamil olma ve olgunlaşmanın yolları gösterilerek, kulun kuldan razılığı ve kulun da Allaha kırk makamla dönerek ulaşır ve dost olur.

Cem evimizde kutsal mekanlardan biri olacaktır. Cem evimizin sevgi, saygı, edep, erkan ve kamiller meclis yeri olacağı inancım tamdır.

Hz. Muhammed’in döneminde Asabi Kıram erkan evinde, Mescıdi Nebide-(Mescidi EbuSoffa da ) kırklar cemi yapılırdı.

Hz. Ali ile devam eden  cem erkanı Ehl-I Beyt imamları vasıtasıyla silsile yolu ile cem erkanı sürdürülürdü..

8.İmam Rıza tarafından cem erkanı Horasan-Meşed’e götürüldü. Pirler yetişti. Lokman Parende  ve Hünkar hacı Bektaş Veli  vasıtasıyla  edep-erken Anadolu’ya getirilerek sürdürüldü.

Asabi Kiramdan sonra,767 yılında Ebu Haşım El Kufi tarfından Şam- Ramle de cem evi yapıldı. Piri Ahmet Yesevi Yes’te, kırklar cemevi kuruldu.

Anadolu’da ilk cemevleri ise;13.yüzyılda Hacı Bektaşı Veli Pir Dergahında,1207 yılında Seyit Gazi Eskişehir’de kırklar meydanı, 1270 Malatya-Onar Köyünde kurulan cem evleri   yapıldı. Evlerimizde cemler yürütüldü.

Kuran’a göre, Allah, yapılan ibadetin şekline değil, özüne bakmaktadır. (Bkz: Hac Suresi, 67. Ayet).

Muhidin Arabi de söyle der; alınan nefes sayısı kadar Allaha giden yol vardır. Ne yana dönerseniz Allaha giden yoldur.

Alevi-Bektaşiler bu bağlamda Kuran’ın tasavvufi yorumunu esas alarak, kendilerine özgü bir ibadet şekli benimsemişlerdir.

Cemevlerin de pir önünde toplu halde yapılan ibadetimiz semahlı, ikrarlı, gülbanklı ibadet, namazın kıyam, rükû, secde, dua (kıraat), selam ve tevhit bölümlerini içinde taşır.

Nitekim Hz. Muhammed miraçta Tanrı’dan, semahı, ifa edilmesi gereken bir ibadet olarak almıştır.

Bu sebepledir ki, Hz. Muhammed Kırklar Cemine girip Hakk’ın emrini ifa etmek üzere semah dönmüştür.

Hz. Muhammed’in semah döndüğü ve semahın bir ibadet olduğu düşüncesi yüzlerce deyiş ve nefeste zikredilmektedir.

Hz. Muhammed’in semah döndüğü ve semahın ibadet olduğu düşüncesi Ahmet Yesevi’nin Divan – ı Hikmet’indeki “ hikmet “ adı verilen şiirlerinde de yer almaktadır.

Ebu’l-Vefa’nın “ Menakıbname” sinde, İmam Gazali’nin “İhya’u Ulum’ud – Din“ adlı eserinde, Börklüce Mustafa’nın “Tasvir’ül – kulüb “ isimli kitabında ve Mevlana Celalettin – i Rumi’nin eserlerinde semahın / sema etmenin ibadet olduğu net bir biçimde yer almaktadır.

Hz. Muhammed’in semah döndüğü ve semah dönmeyi teşvik ettiği / önerdiği / emrettiği ortaya konulmaktadır. Semahın Kur’ansal temelinin de bulunduğu yönünde teviller de söz konusudur.

Değerli canlar

Saffat Suresi 1-2-3. ayetlerde semaha işaret buyrulduğu Aleviler tarafından sıkça ifade edilmektedir.

Ayn-ül Cem de Semah ilgili ayetler şu şekildedir:“And olsun o saf bağlayıp dizilenlere / o saflar tutturup sıraya dizilenlere / o kanatlarını açıp toplayarak uçanlara, O haykırarak sevk edenlere / o göğüs gererek durduranlara,

O zikir okuyanlara…

Ayrıca, Hac süresinin 26 ve 29 ayetlerinde semah şöyle belirtilmektedir.

Anımsa o zamanki, hani biz İbrahim’e Tanrı evinin yerini hazırlamış ve  “Bana hiçbir şeyi eş tutma; tavaf ederek semah dönenler, ayakta durarak, öne eğilerek ve yere kapanarak ibadet edenler içinde evimizi temiz tut.” demiştik. (Haç süresi 26 ayet) . Sonrada temizlensinler, adaklarını yerine getirsinler ve o eski evi’nin çevresinde tavaf ederek semah dönsünler.(Hac süresi 29 ayet) “

Tavafın kökenini Hz. İbrahim dönemine kadar dayanmaktadır. Semahın İslami kaynaklarından biri de Kâbe’nin etrafında yapılan tavaf ibadetidir..

Kırklar ile semahı Alevi inancına göre; Hz. Muhammed ve Kırkların semah dönmesi onların kendi takdir ve tasavvurları olmaktan ziyade Hakk’ın emridir.

ALEVİ KATLİAMLARI

Ehl-i Beyt inancı nedeniyle, Ehl-i Beyt ve taraftarları büyük zulümlere uğradı. Kerbelâ bunun en şiddetlendiği döneme işaret eder (680) . Hz. Muhammed’in torunlarını ve soyunu sürdüren imamlar egemen Emevi ve Abbasi (750-1258) yönetimlerinin hileleriyle şehit edildiler.

16. yüzyılda Balım Sultan ve öteki Alevi-Bektaşi önderlerince örgütlendi. (1421-1451)

Yavuz Sultan Selim 40 bin kişinin boynunu vurdurdu ve geri kalanları da hapse mahkûm etti. Kanuni Sultan Süleyman döneminde; ’Şah Kulu, Atmaca, Baba Zünnun, Kalender Çelebi öldürüldü. Alevi-Türkmen kırımı sonucunda Pir Sultan Sivas’ta idam edildi.(Doğ. 1470/8-öl: 1547-50) Erzurum, Amasya, Çorum vb. yerlerde dahi çıkarılan fermanlar yüzlerle Alevi-Bektaşi katliamı yaşanmıştı. Alevilerin bir kısmını da Kıbrıs’a sürgün edildi (Mayıs 1577).

Kuyucu Murat Paşa, Celalilerin ayaklanmalarını bastırmak bahanesiyle 90-120.000 Alevi-Bektaşi diri, diri kuyulara atarak katletmiştir.(1616)

V. Murat döneminde ise (1623-1640)Alevi- Bektaşi katliamları devam etmiştir.

II. Mahmut (1808-1839)15.Haziran 1826 yılında Yeniçeri Ocağı kaldırıldı. Yeniçeri Ocağı kaldırıldıktan sonra, padişah II.  Mahmud’un emri ile Abu Suudi Camiinde tarikat şeyhleri, Bektaşi Tekke ve Dergâhlarını kapatma kararı alındı.

Dergah ve zaviyeler yıktırıldı. Tekkelerin mal varlıklarına el konuldu, Bektaşi babaları Konya, Kayseri, Tire vb. gibi Sünnilerin yoğun olduğu yerlere sürgün edildiler ve bir kısmı da öldürüldü.

1827 yılında çıkarılan bir fermanla Anadolu’daki tüm Bektaşi Tekkelerine ait, (türbeleri hariç) tüm binalarının yıktırılma, eşya ve mal varlıklarına el koyma öngörüldü ve uygulandı.

100 dolayında Alevi-Bektaşi Tekke ve türbesi kapatıldı. Alevi-Bektaşi Babaları bir kısmı da sürgün edildi.

Cumhuriyet döneminde, Dersim’de 37 bin 680 sivilin öldürüldü.11 bin 818 kişinin ise sürgün edildi.. Hekimhan, Kırıkhan, Çorum, Malatya, Sivas, Erzincan, Maraş, Sivas Madımak, Gazi ve Ümraniye gibi çok sayıda kitlesel Alevi katliamları yaşandı.

Bu katliamlar, nedenleri ve sonuçları ile yeterince açıklığa kavuşturulmadıkça, gerçekler ortaya çıkarılmadıkça, harcanan çabalara rağmen, demokrasinin tüm kurum ve kuralları ile işlemesinin önünde birer engel olarak kalmaya devam edecektir..

 CEMEVİ İBADET YERİDİR

Anadolu da Ehl-i-Beyt inancını sürdüren ve cemevlerinde ibadet eden Alevi İslam inancını sürdüren Ehl-I Beyt taraftarlarına karşı, 16. yüzyıl fetvalarına sığınan hükümetler ve Diyanet İşleri Başkanlığı, Aleviliğin kendine özgü bir inanç olduğu ve ibadet yerinin de Cemevi olduğu gerçeği kabullenemiyor!

Cemevine “ucube” ve “cümbüş evi” diyen zihniyet, Alevi köylerine, Alevilerin istekleri dışında zorla cami yaptıklarını kendileri bizzat ifade ediyor. Eski DİB başmüfettişi olan Abdülkadir Sezgin “İbadet yerimiz, Alevi, Sünni, hepimizin tekdir: Cami. Alevi köylerinin bugün yüzde 70’inde cami var” derken, AKP’li eski Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç ise “Aleviler de camiye gelsin, hizmetlerini alsınlar. Cemevi diye bir kurum ibadethane olarak kabul edilemez, oralar kültür yuvalarıdır. Benim zamanımda 100’e yakın Alevi köyüne cami yaptırdık” diyerek, zorla cami yapımını itiraf etmiştir!

Alevi köylerine zorla cami yapılması sadece 12 Eylül uygulaması değildir. 1834 yılında Hacı Bektaş dergahına zorla dikilen cami, aslında politik ve dinsel asimilasyon mesajı çok eskilere dayanır.

Devletin elinde, baskı, asimilasyon ve sömürü aracı haline dönüşmüş egemen Sünni İslam, Alevilik adına tek bir söz söyleme hakkı olmadığı gibi haddi de değildir!

Alevilerin ibadet yerinin neresi olacağı, Aleviliğin ne olduğuna dair karar verme hakkı, yetkisi sadece Alevilerdedir!

Devlet, AKP iktidarı, Diyanet ve İlahiyat Fakülteleri Alevilik ve Aleviler adına ahkam kesme hakkına sahip değildir!

AHİM KARARLARI VE HUKUK

AİHM’in inanç özgürlüğünü ihlal eden hukuk dışı uygulamalara karşı verdiği kararlar ortadadır! AKP hükümetinin ve devletin tek bir sorumluluğu ve görevi vardır; AİHM kararların gereğini yapmak! Alevi İslami temsil etmeyen Diyanet olamaz.

Kurumda on yılda personel sayısını 74 binden 118 bine çıkaran Diyanet İşleri Başkanlığı, 2000 personelde çeşitli kamu kuruluşlarından yatay geçiş yaparak toplamda 120 binin çalışan personelle rekor seviyeye ulaştı.

BÜTÇE VE KADRO

Ayrıca Diyanete tahsis edilen kadro sayısı ise 141 bine ulaştı. Seçim sürecinde bu sayı 141 bini geçeceği aşikârdır. Ama bu personeller içinde bir Alevi çaycı dahi çalışmamaktadır. Bu kul hakkı yemek değil de, nedir?

Diyanet İşleri Başkanlık bütçesi 2013 te 4 Milyar 604 milyon TL,2014 yılı bütçesi ise 5 milyar,4oo milyon TL bütçe ile 12 bakanlığın bütçelerinden daha fazla bütçe ayrılmasıyla rekor seviyeye ulaşmıştır.

Kurumlar içinde en fazla bütçe ayrılan Diyanet İşleri Başkanlığı Sünni teolojiye hizmet götürmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığında bir Alevi dahi vatandaş çalıştırılmamaktadır. Bu kul hakkı yemek değil midir?

Bir yılda İmam Hatip orta okul sayısı 1361’ ten 1597’ye, imam hatip lisesi sayısı ise 854’ ten 1017’ye çıktı. Böylece imam hatip lisesi öğrenci sayısı 546 bin, imam hatip orta okul sayısı 385 bin oldu. Bu sayı bir yılda 658 binden yaklaşık 932 bine yükseldi. MEB’In beş yıllık hedefe bir yılda bir milyona ulaştı. Bu okullar sadece Sünni mezhebine hizmet etmektedir. Bu eğitim sisteminde Alevi İslam öğretilmemektedir. . Bu kul hakkı yemek değil midir?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Zorunlu Sünni din derslerine, cem evlerine yönelik ayrımcılık uygulamalarına ve nüfus cüzdanlarındaki hukuk dışı “din hanesi” dayatmalarına karşı Cem Vakfının açtığı davalarda Türkiye’yi mahkûm eden kararlarına uymuyorlar. Hükümet hukuk dışı uygulamalarını yaygınlaştırarak ve yoğunlaştırarak devam ediyor.

  SONUÇ

Aleviler, eşit yurttaşlık haklarından kaynaklanan Anayasamızın 10.14.18 ve 24. Maddeleri,  İnsan Hakları Evrensel Beyan emesi,(Birleşmiş milletler Birleşmiş Medeni ve siyasi haklar sözleşmesi), ABD ve Avrupa Birliği Uyum Yasaları ve Uluslararası Hukuk, Avrupa Birliği’nin İnsan Hakları Sözleşmesi raporlarında yansıyan eşitlik talepleri, hak ve istemlerini gerçekleştirmek zorundadırlar.

Türkiye’nin, Alevilerin AİHM’de kazanılan davalar karşısındaki tutumu, Türkiye’de yargı sisteminin çöktüğünün kanıtıdır! Çünkü hukuku hiçe sayan yargı sistemi, kararlarını Sünni ve laiklik karşıtı odak olan Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan gelen cevaba göre veriyor!

Ama onlar ne derse desinler,  cem evi ibadet yeridir. Bu böyle bilinmelidir. Türkiye’de üç binden fazla cem evi yapıldı ve yapmaya da devam edilecektir.

Cem evlerimiz bizim için kutsaldır. Bu Kutsal mekanlarımıza dergahlarımıza ve ocaklarımıza sahip çıkmalıyız, canlı tutmalıyız. Hep beraber bu çabanın içinde olmalıyız. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız.


About the author