Makaleler

ALEVİ İNANCINI SİYASETE VE RANTA ALET EDENLER

Kafaları “Ateizm” daha doğrusu “Nihilizm” ile karma karışık olmuş kişiler, son günlerde “Alemi sersem, herkesi kör” sanarak, kendi kafalarındaki karışıklığı “Alevilerde kafa karışıklığı” ve “doğal din” başlığı ile kamuoyuna şırınga edip, inançlı halkımızın zihinlerinde sansasyon yaratmaya tüm güçleriyle çalışmaya soyunmuşlardır.

Sayın Mehmet Bayrak, Erdoğan Çınar, Faik Bulut, Turgut Öker ve İsmail Beşikçi gibiler, Hz. Ali’yi ve Alevileri tanımaları mümkün değildir. Çünkü Alevi gibi yaşamıyorlar.

Alevilik İslam ya da başka bir dine göre tanımlanamaz. Alevilik bin yıl öncesinden kendi toplumu tarafından bugüne kadar şekillendirilerek getirilmiştir. Tanımını bulmuştur ve nettir. Bu yazarların tanımlamaları ve geçmişte bazı yazarların yaptığı yanlışın, eksik bilgilendirmenin, tasavvuf ve ledün ilminden haberdar olmayanların bir tanımlamasıdır. Doğru bir tanımlama değildir.

Alevilik dini İslâm, Kitabı Kur’an, Allah’a kul, Hz. Muhammed’e bağlı, Hz. Ali ‘ye talip, Ehl-i Beyt yolunu süren, yani Kur’an’ı ve İslâm’ı Hz. Ali gibi anlayan ve On iki imamlar gibi inancı sürdürenlerdir. Hz. Ali’ye bağlı onu seven ve Hz. Ali’nin yolunda giden taraftarlarına Alevi denir. Alevilik İslâm’ın içindedir. Ayrı bir din değildir. Mezhepler üstü ve İslâm’ın içinde tasavvufi bir yoldur. İslâm’ın içinde insanidir, aklidir, ahlâkidir. Ehl-i Beyt yolunun, Kur’an ayetlerinin. Yorumudur. Alevilik, Kur’an ve İslâm-ı, Hz. Ali’nin anlattığı gibi anlamaktır. Aleviler Allah’ın birliğine, Hz. Muhammed’in Resul olduğuna ve Hz. Ali’nin Velayet makamına sahip olduğuna iman ederler. Hz. Muhammed Nübüvet, Hz. Ali Velayet sahibi olduğunu ve Allah’a, Muhammed’e ve Hz. Ali’yi birbirinden ayırtmamaktır. Alevilik İslâm inancını, özünde beslediği amaçlar doğrultusunda anlamaya çalışan, içselliği esas alan, şekil şartlarından ziyade, insanın yüceliğini benimseyen Hz. Ali ve On iki imamlar gibi inancı sürdürmektir.

Alevilik İslâm’ın içinde tasavvuf felsefesi ile din kültürünü kapsar. Alevilik; namaz, oruç, hac, zekât, zahire değil, tasavvuf içerikli Tanrı’ya kavuşmak için kendisine mahsus ibadeti olan ve ibadeti içerisinde Hakka secde, dua, tevhit, zikir, gülbank duası vardır. Bu ibadetlerini cem evlerinde, evlerinde yerine getirmektedirler Alevilik, şekil şartlarından ziyade, daha çok içsellikte arayan İslâm’ın tasavvufi yorumudur. Bir başka deyişle Alevilik, İslâm’ın Ehl-i Beyt yorumudur.

Alevilerde Cem evleri ibadet yeridir, Cem birliğin beraberliğin adıdır. Cemin yapıldığı cem evi ise, sadece ibadet amaçlı kullanılmamış geçmişteki Mescitlerin işlevini de yerine getirmiş, getirmeye de devam etmektedir. Cem evleri edep, erkan amaçlı kullanılır. Cem evleri; barış, özgürlük, eşitlik, ibadet, sevgi, yargılama ve karar verme yeridir. Aynı zamanda sohbetlerin yapıldığı birlik ve beraberliğin korunup sergilendiği, ikrarın verildiği ve erkânın yürütüldüğü güven ve sevginin toplandığı, Hakk’a temenna ve Hakkın tecelli edildiği yerlerdir. Aksine Alevi İslâm inancı Kuran’a dayalı, Hz. Muhammed’in buyruklarına göre İslâm’ın evrensel boyutları ile yorumlanıp yeryüzü insanlığına yeni kapılar açan bir büyük düşünce akımı olan tasavvuf felsefesiyle hayat bulan bir insan bütünlüğüdür. Özünü insan sevgisinde bulan ve Tanrı’nın insanda tecelli ettiğine inanır. Vahdet-i vücuttur.

Alevilikte en büyük hac iyilik yapmak, aç olanı doyurmak, insanlar arasında barışı yaymak, insanlık âlemi için çalışmak ve doğruluktan ayrılmamaktır. Tüm baskılara rağmen Anadolu Alevi İslâm inancının temelinde güzellik ve paylaşımcılık temel ilkedir. Musahiplik fikri varlığıyla kardeş tutmak, fitre ve zekâtı daimi kılmıştır. Eline diline, beline, aşına, eşine, işine sahip olmayı ve kendini bilmeyi temel almıştır.

Yüzyıllarca Aleviler’in, Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali demeleri, ibadetlerinde ve cem evlerinde dillerinde Allah’ı hiç eksik etmeyenler mi Aleviliği daha iyi bilir, yoksa cem evinin kapısında içeri girmemiş ve hayalinde Alevilerle ilgili senaryo yazanlar mı? Aleviliği daha iyi bilir? Elbette Aleviliği, Alevi gibi yaşayamayanlar Aleviliği bilemezler, Aleviliği, Alevi gibi yaşayanlar bilir. Aleviliğin kaynağı Hoca Ahmet Yesevi’nin hikmetlerinde geçen terimlerdir. Sema, pir, pir rızası, miraç, kul hakkı, hak rızası hü, hü v.b. sözcüklerinde görmektir. İslâm’ın muhalif kanadı Hz. Ali yandaşlığıdır. Anadolu Aleviliği dünyanın en büyük dinleri ve inançların evrensel değerleriyle yoğrulmuş bir inanç olmakla birlikte özünde ve merkezinde son din olan İslâmlığın yer aldığı iman ve insanlık yoludur. Alevilikte, Allah sevgisi, Hz. Muhammed, Hz. Ali sevgisi ve Ehl-i Beyt’e bağlılık, Aleviliğin İslâm’ın özü olarak görmenin temel nedenidir. Çünkü; Hz Muhammed’in Veda Hutbesinde, ümmetime iki emanet bırakıyorum, bunlardan biri Kur’an-ı Kerim, diğeri ise Ehli Beyt olduğunu belirmiştir. Aleviler, Hz. Ali’yi sevmenin, Hz. Muhammed’i sevmekle eşdeğer olarak görmekteler. Çünkü; Hz. Muhammed, ”Ben kimin mevlası isem, Ali de onun Mevlasıdır. Ona dost olana dost, düşman olana düşman ol. Ona yardım edene yardım et. Onu horlayanı horla. Nerede olursa olsun gerçeği onunla birlikte kıl, şeklinde dua etmiştir. (Sahih-i Müslüm, “ Fedail’üs- Sahabe” Ali Bin E. Talibin faziletleri, bölümünden aktaran Seyit Murtaza / Hz. Muhammed, Hz. Ali için; “Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır. Şehri dileyen kapıya gelsin”, “Ali insanların hayırlısıdır. Kim bunu kabul etmezse, gerçekten kafir olmuştur.” , “Ümmetimin en ileri geleni ve gerçek hüküm vereni Ali’dir.”

Aleviler kendilerini ifade ederken, Alevi, Allah’a kul, Muhammed’e ümmet, Aliye talip olan kişilerdir. Alevi İslâm inancında Tanrının gerçek eri olan insan kalbine yani doğrudan doğruya insana yönelirler. Kur’an da Tanrı – İnsan bütünleşmesi ve birliği şu şekilde ifade edilmektedir. Onlar derler ki “Biz Allah içiniz ve sonrada ona dönüp gideceğiz” ….” Biz ona ( insana) şah damarından daha yakınız.”

Görüldüğü gibi bu ayetlerin içsel anlamlarından hareketle Alevi İslâm inancına göre, Tanrı insanın içindedir, insana secde etmek, Tanrıya secde etmekle eş anlamdadır.

Nitekim Hünkar Hacı Bektaş Veli şöyle demektedir:

Ellerin kabesi var, Benim kabam insandır

Kur’an da, kurtaran da, insanoğlu insandır

İşte, Alevi İslâm inancı erdemliği, yüceliği, insancılığı, barışı eşitçiliği sağlayan ve insanlığın özlem duyduğu, paylaşımcılığı sağlayacak birinci yol olduğu gerek inanç bakımından, gerekse ahlak esasları açısından dünyanın en insancıl, en özgün, en ahlaklı, en görkemli inanç kültür bütünlüğüdür.

Aleviler, Hz. Ali’nin üstün niteliklerini ve Kuran’ın gerçek yorumunun içsel anlamını başta Hz. Ali olmak üzere, Ehli Beyit’in ve Yedi Ulu Ozan’ın tasavvuf derinliği olan kişilerce keşfedildiğinden dolayı Alevi İslâm inancının kendiişlerinde içselleştirerek savunmuşlardır. Hacı Beştaş Veli Alevilerin Ser çeşmesidir, Alevilerin beslendiği kaynaktır. İlim, İrfan, barış, sevgi ve direniş pınarıdır. Hünkâr Hacı Bektaşi Veli’den alınan güçle yüz yıllarca zulme, asimilasyona karşı bir direniş bayrağı yükseltilmiş, olup, Alevi İslâm inancı kimliğini sürdürmüş, sürdürmeye de devam edecektir.

Nitekim Hz. Muhammed, “Ali’yi seven beni sever, beni seven de Ali’yi sever.” diyerek, Hz. Ali’nin sevgisini, yerini ve önemini açık bir şekilde belirtmiştir. Hz. Ali, Hz. Muhammed’in yol kardeşidir. Nitekim bu durum Buyrukta belirtilmiştir. Hz. Ali zulme karşı başkaldırmanın mazlumun yanında yer almanın tarihsel simgelerinden biridir.

Pir Sultan Abdal da bir nefesinde Hz. Ali için şöyle demektedir.

Bu dünyanın evvelini sorarsan

Allah bir, Muhammed Ali’dir Ali

Sen bu yoldan sahibini ararsan

Allah bir, Muhammed Ali’dir Ali

Aleviler Allah’a Kul, Muhammed’e ümmet, Ali’ye talip olanlardır. Ya sizler kimsiniz?

Hz. Ali gerçek İslâm adaletini yaymak için, yani ahlakı, erdemi, sevgiyi, iyiliği yaymak için mücadele etmiştir. Oysa inançsızların insanlara sevgisi olmayanların, idrakten yoksun olanlar, Hz. Ali’yi ve onun kişiliğini anlamaları mümkün mü? Elbette mümkün değildir. Kaygusuz Abdal Hz. Ali için şöyle demektedir:

“Ali’ye İsmullah derler

Yüzüne secde ederler,

Taş yerine koyarlar

Koyamazsın demedim mi?

Bu Kaygusuz ezeliden

Himmet almış ol veliden

Oku ilmini Ali’den

Doyamazsın demedim mi?”

Erdoğan Çınar da “Alevilerin inandığı Allah ile Müslümanların inandığı Allah aynı Allah değildir” Alevi sözcüğü M.Ö.2000 yıllarında Luviler yaşamış; Hititlerle beraber olmuşlar Luvi sözcüğü Hitit dilinde “Işık insanı” demektir. Likyalılar var. Likya ışık insanı demektir. Likyalılar ışık ülkesi demektir. Alevilerde sefa ve savaşları sırasında kendilerine ışık taifesi demeye başladılar. Alevi sözcüğü o zamandan itibaren kullanılmaya başlandı… Alevi sözcüğü ilk kez 16. yüzyılın son çeyreğinde kullanıldı demektedir. Aleviler cennet ve cehenneme inanmazlar, Alevilerle Müslümanlar aynı Tanrıya bile inanmazlar. Alevilikte başka evrene, başka mekâna ve öbür dünyaya cennete yâda cehenneme gidiş yoktur… Alevilik kökü çok eskiye giden on binlerce yıl öncesine giden soylu ve kadim bir inançtır ve kendisini sürekli sembollerle, simgelerle ifade etmiştir demektedir.” Burada söz edilen bilgilerin Alevilikle uzaktan yakından ilgisi yoktur.

Sayın Erdoğan Çınar, Turgut Öker gibiler; Aleviliğin tarihi gelişimini bilmediği gibi konuları çarpıtarak Alevi toplumunun tarihsel kimliğini geleneksel inancını, kültürünü, inanç dayanaklarını kendi aklınca tarif etmeye çalışmaktadır. Aleviliğin temelini oluşturan Allah Muhammet Ali kavramını aklınca bozmaya yeltenmektedir. Aleviliğin, İslam ile olan bağını kesmeye uğraşıyor ve yalan üretiyor. Aleviliğin Ali ile ilgisinin olmadığını bu inancın İslam dışı olduğunu söyleyen kervana katılarak aklınca Alevi toplumunu inançsız göstermeye çabalıyor. Oysa Alevilik, İslam dinini de Kuran yorumu ile kabul eder. Kuran’ın gerçek manasına vakıftır ve tüm mevcudatın Hakkın kendi öz var-lığından ibaret olduğuna inanır ve bilir. Kuran’ı Kerim’in yorumudur ve İslam’dır. Alevilik İslam içerisinde doğmuştur. Toplumsal, kültürel, yapısal ve inançsal kimlik oluşmasında etkili olan inançsal temeller yaratmıştır. Bu nedenlerden dolayı İslam’ın içindedir. Alevi, Hz. Ali’nin soyundan gelip de onun tasavvufi yolunu izleyenler ile o’nun soyundan gelen (Seyyid, şerif Hacegan) kollarından olan herhangi bir mürşide ikrar verip bağlananlardır. Temelde Hz. Ali’nin soyuna mahsus olan bu isme sonradan ikrar verip bağlananlar da katılmıştır.

“Alevi” Hz. Ali ailesinin adıdır. Hz. Ali’ye bağlı olan, o’nu seven Hz. Ali’nin yolundan giden, Hz. Ali’nin taraflarına Alevi denilir. Ali’yi sevenlerdir. Aleviliğin tanımlanmasını 941-942 yılında Ebu Dulef yapmıştır. Alevilerin Ali sevgisi, taraftarı içinde Ehl-i Beyt sevgisiyle Ali’yi ve ev halkıyla sevenler taraftarı olanlar, izinde gidenlere Alevi denir. Aleviler, Ehl-i Beyti sevenlerdir. Alevilik, Hz Muhammed’in son dönemlerindeki gelişmelerle birlikte şekillenmeye başlar. Tasavvufa eğilimli sofi çevreler giderek Hz. Ali etrafında toplanırlar.

İşte Alevi İslam İnancı; erdemliliği, yüceliği, barışı ve insanlığın özlem duyduğu paylaşımcılığı sağlayacak birinci yoldur. Bu yol gerek inanç bakımından, gerekse ahlak esasları açısından dünyanın en insancıl, en özgün, en ahlâklı, en görkemli inanç ve kültür bütünlüğüdür. Osmanlı devleti döneminde Şeyhülislamların Alevilerin aleyhine çıkardığı fermanlarla, Alevileri katleden Şeyhülislam İbni Kemal, Ebu Suud Efendi, Fahreddin Acemi, Müftü Hamza, Zenbilli Ali Efendi,Molla Gürani gibi, Aleviler’e iftira edenler, “Aleviler Müslüman değildir, katledilmeleri helaldir” diye fetva verenlerin zihniyetinin devamı olarak düşüncelerini aktarmaya çalışıyorlar. Alevi toplumunu yok etmeye uğraşanlar toplumun kafasını karıştırmaya yeltenenler elbette gerekli cevabı alacaklardır. Bir gün Gazetesinde devam eden ve Alevileri asimile etmeye yönelik karalama kampanyasına, Avrupa’daki bazı çevreler katılmıştır.

Rahmetli Vechi Timuroğlu da “Alevilik Anadolu’ya özgü yaşam biçimidir. Tek parçası değillerdir. Aleviler İslam’ın temel öğretisini belirleyen Kelime-i Şahadeti Eşhedü en lailahe ill’allah eşhedü enne Muhammed ün abduhu ve resulü” sözünü bilmezler. Namaz kılmaz, oruç tutmaz, hacca gitmez, zekât vermez… Devamla Alevilik din değildir çünkü kitabı ve tapınağı yoktur. Kaynağında konargöçer toplulukların yaşam biçimine uygun olarak tapınak yerine kutsal alanları önemserler… Tümü ile geleneksel önermeler başlar ergenlik çağındaki kızlar, erkekler, kadınlar çok olgun yemede ve içmede bulunurlar, semahlar yapılır (tümü ile din dışı, gülbanklar okunur, demler alınır, mumda söndürülür ama şafak sökünce çünkü güneşin ışığı yeryüzüne yayılınca mum ışığına gerek kalmaz…) İslam bu törenlerin tümünü yasaklamıştır. Çalgı şeytanın necisidir. İçki haramdır, kadınlı erkekli eğlence sonu cehennemde bitecek bir davranış biçimidir. Oysa Alevilik bir yaşam biçimidir. İslam’a aykırı olan tüm bu güzellikleri yaratacaksınız sonra da kalkıp gerçek Müslümanlığa sahip çıkacaksınız. Tanrının meleklerine, kitaplarına, elçilerine ahret gününe şerrin ve hayrın sahibi olduğuna ölüp dirilmeye inanmazlar bunlara inanmayan kimse elbette Tanrının tek olduğuna ondan başka Tanrı bulunmadığına Muhammed’in de Tanrının elçisi ve kulu olduğuna inanmaz. Ayrıca, ahret kavramı hakkında Aleviliğin anlayışı çok farklıdır. Ahret-öte dünya, ölümsüzlük düşüncesinin yarattığı bir kavramdır… Şimdi düşünelim diyor; İslam ekinin içinde oluşarak ondan esinlenen ama İslam’ın farzlarını ve İslam inancının koşullarını kabul etmeyen bir toplum yada topluluk Müslüman sayılır mı? Üstelik şiirle, fıkralarla meselelerle, destanlarla, söylencelerle kendi felsefesini yaratmış kişi Tanrıya inanan bir toplum Müslüman sayılabilir mi?

Alevi İslam anlayışı; İslamiyet’in Kuran’a dayalı, Hz. Muhammed’in buyruklarına göre, İslam’ı evrensel boyutları ile yorumlayıp yeryüzü insanlığına yeni kapılar açan bir büyük düşünce akımı olan Tasavvuf felsefesiyle hayat bulan, bir insan bütünlüğüdür, özünü insan sevgisin-de bulan Tanrı’nın insanda tecelli ettiğine inanır.

Alevilik, Ebul Vefa, Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal ve Anadolu Erenleri, Kuran’ı en iyi yorumlayan filozof velilerin görüşlerinden ilham alarak hayat alanı bulmuştur. Anadolu’yu İslamlaştıran bir yorumdur.

Alevilik, İslam dinin özüdür; manasıdır. Alevilik İslam içinde insanidir, aklidir, ahlakidir. Hz. Ali inancının, Kuran ayetlerinin yorumu-dur. Alevilik bir iç dünya olayıdır, his ederek yaşamaktır, insan olan her şeyi özünde duymaktır.

Alevilik, Hz. Muhammed-Ehlibeyt taraftarı, Hz-Ali ve onun soyunda gelenlere büyük bir saygı ve muhabbetle bağlılıktır. Alevilik, Ehlibeyt’in yoludur. Alevi-Bektaşi kendisini her anlamda yetiştirmiş, kâmil insan demektir. Alevilik, dış yüzünden halka ve iç yüzünden Hakka bakan bir inançtır. Alevilik Cafer-i Sadık mezhebidir. İmam Cafer-i Sadık içtihatlarına göre hareket eder ve onun yolunu sürer.

Aleviliği İslam dışı görenler; Aleviler gibi yaşasaydı 9. yüzyıldan itibaren biraz kitap okumuş olanlar çok iyi biliyor ki, Alevilik tanımlamasını 941-942 yılında Ebu Dulef tarafından yapıldığı görülecektir. Alevileri dinden koparmak isteyen sizin gibi zihniyeti savunanlar Alevilerle bir ayağı Avrupa’da bir ayağı da Türkiye içinde geçmişte de olduğu gibi bugünde Emevi ve Abbasi zihniyetinin devamı olarak algılanmalıdır. Aleviliğin Allah, Muhammed, Ali ile ve İslamla bağını kesmek için akla hayale gelmedik yalanlar üretmeniz Aleviliğin Ali ile ilgisinin olmadığını iddia etmeniz bu inancın İslam dışı olduğunu söyleyip inançlı Alevi toplumunu, inançsız olarak göstermeniz bir öğreticiye yakışmaz. Aleviler, dini kin ve bağnazlıkların değil, hoşgörü ve sevginin kaynağı saydıklarından yobaz, ateist ve kökten dincilerin sürekli düşmanlığına hedef oldular. Onlar karanlık çevreler tarafından hep horlandılar. Çünkü çağ dışı ve karanlık düşüncelerin hep karşısında olmuşlardır. Alevilikte 12 İmamın Şah Hatayı ile başladığını ve Erdebil Tekkesi’nin 7. imamı olduğunuzu iddia ediyorsunuz. Tarihi ve inanç bilgisi olan herkes biliyor ki, 12 İmamın imamcılığın İsmaillilik adı altında 9. yy da kitaplarda anlatıldığı kadarıyla 7. imam Tekkesi Erdebil değil, Alamut İsmail Kalesindeki tekkedir. Alevi olabilmek için, Alevi gibi yaşayabilmeli, Alevi gibi ibadet edebilmeli, Alevi edep ve erkanını bilerek yazmalı. Alevi toplumunun inancını bozmaya uğraşarak akla hayale gelmedik yalanlar üreterek Aleviliği İslam dışı olarak göstermenin size ne kazandırır? Alevi olan İman sahibi olur, bir pire ikrar verir. Erkân a uyar, musahip tutup görgü kavline girer, 48 Cuma cem’e katılır, Hak lokması dağıtır, mürşidin dediklerini uygular. Takva olur, Allah’ı sever, O’nu darıltmamak için gayret sarf etmek, eline, diline, beline sahip olur, eşine aşına, işine sadık olur, özüne , sözüne, sazına, gözüne, doğru olur, ağlayanı güldürmez, boşalttığını doldurur, yıktığı varsa yapar, gördüğünü örter, görmediğini söylemez. Eliyle koymadığını ve hak etmediğini almaz, on sekiz bin alemi hak bilir, yetmiş iki milleti bir görür.. Allah’ı özünde bilir. iman, eder, sözünde durur. Takvayı yüzünde bilir, bilcümle varlık onun elinden ve dilinden emin olduğuna inanır. Amel, ilim sahibi olur. İnandıklarını uygular, yedi nefis mertebesini ve dört kapı, kırk makamı uygulayarak geçip, insan-i kamil olur. Meveddet: (Tevella – Teberra) Allah pek çok ayette Peygamber ve onun Ehl-i Beytine ve soyuna sevgi ve bağlılık göstermemizi emretmektedir. Meveddet, sevgi ve bağlılık anlamındadır. Tanrı’nın Vedüd adından kaynaklanmaktadır. Tevellâ sevmek anlamındadır. Teberrâ ise kaçınmak anlamındadır. Alevilikte; Peygamber ve Ehl-i Beytin, Peygamberin soyunu sevmeyenlerden kaçınmak anlamındadır. Alevilikte Ehl-i Beyt’ı incitmek, Peygamberi incitmekle eş değer tutulmuştur. Alevilik, ilke olarak mezhepler üstü bir inanç, İslam’a bağlı bir yorumudur. Buna rağmen Sünni İslam’da olduğu gibi Alevi İslam’da da tarih içinde mezhepler çıkmıştır. Bunun en bilineni de Anadolu’daki İmam Cafer-i Sadık mezhebidir. Anadolu insanının düzeninde Alevi İslam inancının etkileri vardır. Anadolu’da bugün Alevi İslam inancına veya değişik mezhep yorumlarına inanan birçok insan vardır. Bu inanç yorum ve geleneklerin başında musahiplik, kirvelik, ölüm ve doğum gibi yaşamla ilgili törenler en önde gelen geleneklerdir. Bu gelenek ve göreneklerin birçoğunda Alevi İslam inancının izleri ve uygulamaları mevcuttur. Alevi inancı bu ise, Aleviler bu inançların gereklerini yerine getiriyorlarsa, Alevi olmadıkları halde Alevi gibi görünüp, bu toplumun inançları ile oynamaya hiç kimsenin hakkı olmadığını da bilmelidirler.

Mehmet Bayrak, Erdoğan Çınar, Faik Bulut ve İsmail Beşikçi; Alevi toplumunu asimile etmek için uğraşmanız, tarihi gerçekleri çarpıtarak bilim dışı söylemlerle kafaları karıştırmanız sizlere bir fayda sağlamaz. Kültür tarihi ile ilgisi olmadığı halde bilgiçlik tasarlayarak, etimoloji biliyor gözüküp konuları çarpıtarak Alevi inancıyla alay ederek, Emevi zihniyetiyle bir yere varmanız mümkün değildir. Tanrı katında kul, insanlar arasında makbul olmak isterseniz haddinizi bilin. Bir söz vardır; kendini ve özünü bilen Hakk’ı da bilir. Aleviliğin ne olduğunu bilmeyenler, Alevi olmayanlara değil, Gerçek Alevi olanlara sorup öğrenilir. Alevi İslâm inancını, ibadet biçimlerini, geleneklerini öğrenmek isteyenler, Alevilerin yaşam biçimini öğrenir, onlarla oturur, birlikte yiyip, içer, onlara konuk olur ve bilgiyi kaynağında alır.. Aleviliği tanımanın biricik yolu budur. Tersi bir durumda Alevilik aleyhinde ulu-orta saçmalar, iftiralar, meydana getirilir ki, bu da kendini araştırmacı, yazar geçinen fitneci kişilerin yaptığı affedilmez gaftır. Geçmişte Emevi ve Abbasilerin Hz. Muhammed’in soyuna, Ehl-i Beyt’e ve taraftarlarına saldırdıkları gibi, bu günde sözde Alevi geçinenler(yazar) aynı anlayışlılarını bir başka şekilde devam etmektedirler

Sayın Mehmet Bayrak, Erdoğan Çınar, Faik Bulut ve İsmail Beşikçi gibiler, Hz. Ali’yi ve Alevileri tanımaları mümkün değildir. Çünkü Alevi gibi yaşamıyorlar.

Alevi inancı, Hünkar Bektaşi Veli, Yunus Emreler’in Pir Sultanların ve Anadolu Erenlerinin, Sarı Saltıkların, Düzgün Babaların, Dersimdeki Ocakların, Kur’anı en iyi yorumlayan Velilerin görüşlerinde ilham alarak yaşam bulmuştur. Alevilik, Hz. Muhammed, Ehl-i Beyt taraftarı, Hz. Ali ve onların soyundan gelenlere büyük bir saygı ile bağlılıktır. Alevilik, Ehl-i Beyt yoludur. Alevilik, İslâmiyet’in Kur’an’a dayalı Hz. Muhammed’in buyruklarına göre, İslâm’ın evrensel boyutlarıyla yorumlayıp yeryüzü insanlığına yeni kapılar açan bir büyük düşünce akımı olan tasavvuf felsefesinde hayat bulan Tanrının insanda tecelli eteğine inanır. Tanrı korkusu yerine sevgisini benimseyen, şeriat kapısını aşıp, marifet yoluyla hakikat dünyasına ulaşan, Kur’an-ı Kerim’in şekline değil, özüne inen akıl ve gönül ile ruhsal olgunlaşma yoludur.

Oysa Alevi İslâm anlayışında; insanı sevmek bir ibadettir. Alevi İslâm inancında, insan Tanrı’nın yeryüzündeki tecellisidir. İnsanda Tanrı’nın tecellisi var. Bu sebeplerden dolayı insanların rızasını kazanmayan hiçbir kimse Tanrı’nın rızasını kazanamaz. Alevilikte yetmiş iki millet bir görülmüştür. Tüm insanlar Tanrı’nın bir parçası olarak görülmüştür. Alevilik insancılık, eşitlik, farklılıkları bir zenginlik olarak görmüştür. Alevilikte dört kapı kırk makam vardır. Her makamın on esası vardır. İnsan-i kâmil olma vardır. Edep, erkana uyma vardır. Yedi ulu ozanın inançları vardır. Kırklar meclisi, tevella ve teberra, 12 imamları, miracları var. Düşkünlük, dar, talip, 12 post, Boz atlı Hızır, Semah ve Ser çeşme Hünkar Hacı Bektaşları vardır Alevilik, İslâm’ın özü itibarıyla tevhid inancıdır. Yani Tanrının birliği inancıdır. Hz. Muhammed’i peygamber, Kur’an-ı kutsal kitap, Hz Ali’yi vasiyi Resulullah kabul etmektir. Barış, esenlik, kardeşlik, eşitlik, toplumsal dayanışma, hoşgörü, kul hakkını yememe, iyiliği emretme, kötülükten uzak durma, yalan ve riyadan sakınma, zina vb. çirkinliklerden kaçınma, haksız kazanç edinmeme, zulme karşı çıkma gibi, ahlaksal ilkeleri yaşama egemen kılan tüm değerler Alevi İslâm inancında olduğu içindir ki; Alevilik İslâm’ın özüdür. Bu nedenlerden dolayı Alevilik İslâm öncesi tüm dinlerin de özüdür.

Alevilik, Sünni İslâm’ın dışındadır, Sunilik de, Alevi İslâm’ın dışındadır. Alevilik İslâm’ın özüdür. Hatta İslâm’dan önce gelen ilahi dinlerin de özüdür. Art niyetlerden arınmış, nesnel ve yüzyılların getirdiği, Sünni ve Şiici anlayış ve ön yargılardan kurtulmuş bir inanç bakışı olarak ta görmek mümkündür.

“Kafası Karışık” inançsız ve art niyetli yazarlar kendi akıllarınca Alevileri yanıltmak için “Alevi isen, o zaman dördüncü halife Ali’ye bağlılık nedendir? Hüseyin çileleri nedendir? On iki İmam’a bağlılık nedendir?” sorusunu yöneltiyorlar. Yüzyıllardır bilim adamları, erenler, evliyalar insan-ı kâmiller eserlerinde Şah-ı Merdan Ali’ye gönüllerinde en müstesna yeri ayrılmış ve aşk-ı muhabbetle Ali evladı’na bağlanmıştır. Yol ve sürekleri devam ettiren, bu Aleviler Ehl-i Beyt’e niçin bağlanmışlar? Bunların hepsi de akılsız, bilgisiz mi idiler? Hallac-ı Mansur, Ahmet Yesevi, Hasan Basri, Zunnuni Mısri, Bişri Hafi, Maarufi Kerhi, Bayazid-i Bistami, Nesimiler, Baba İlyaslar, Hünkar Bektaşi Veliler, Lokman Perendeler, Yunus Emreler, Şeyh Bedreddinler, Pir Sultanlar, Şah Hatai’ler tatlı canlarını onların (Ehl-i Beyt) uğrunda, kutsal kanlarını Şah Hüseyin’in yolunda seve, seve akıttılar!

Şimdi bu ulu Aleviler mi? Aleviliği daha iyi bilir. Yoksa bu yola inanmayanların mı? Kafası karışık, kendine göre yeni din icat edenler mi? Aleviliği bilir. Yeni din icat edenlerle, kafası karışık olanların inançla, dinle, Alevilikle ilişkileri olabilir mi? Alevi gibi yaşayabilirler mi? Aleviler adına söz söyleme yetkileri olabilir mi? Elbette olmaz. Aleviliği öğrenmek isteyenler varsa, Alevilerin inanç ve geleneklerine bakmalarını ve Aleviliğin iç yüzünü öz kaynaklarına bakarak öğrenmelerini ve Aleviliği yaşamalarını salık veriyoruz.